Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla  
Site içi arama :    
 
      Ana Sayfa   |   Genel Başkan   |   Haberler   |   Duyurular   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 9
Bugün: 92
Toplam: 1.156.069
 


 
Yalan Söyleyen Çocukların Eğitimi

 

                                           YALAN SÖYLEYEN ÇOCUKLAR

 

 

Yalan, başkasına bizim gerçek sandığımızın zıddı olan bir kanaati inandırarak telkin etme olayıdır. Yanlış kanaati bildiğimiz şekilde telkin etme, karşımızdakini yanıltsa bile yalan sayılmaz.. Ayni şekilde doğrusunu bildiğimiz bir olayı yanılgıyla, dalgınlıkla, yani art niyet olmaksızın yorumlamak da yalancılık değildir. Öncelikle yalanla yanlışı birbirinden ayırt etmek gerekir.

          Çocukta yalandan çok yanlış vardır. Ve biz bu çeşitli biçimdeki yanlışlara , algı yanılmalarına, hatırlama hatalarına dikkat etmeyerek , bunları da çocuğun yalancılıkları arasına kaydederiz. Çocukların şahitliklerine güvenilmemesi yalancılıklarından değil, görüş ve anlatışlarındaki hatalarından  kaynaklanır. Çocukların telkinlere fazla açık olmaları yanılmalarına neden olur. Bundan başka çocuklar, bazı kelimeleri, bizden farklı kavramlar için kullanırlar. Sonuç olarak bizi bilmeyerek aldattıkları olur. Tüm bu masum hataları yalancılık saymak elbette haksızlık olur.(GÖVSA-1998-S:115)

            Yalan söylemek bir hatayı gizlemek amacıyla gerçeğe uygun olmayan bir girişimde bulunmaktır. Bu girişim sözle olduğu gibi; jest, yazı ve susmayla da olabilir. Sosyal bir davranış olan yalanın amacı başkalarını yanıltmaktır.

 

            Ana-babaların bir çoğu çocuğun gerçeğe sadık kalmasını çok erken bir dönemde isterler: Oysa 3 yaş çocuğunun inanılmayacak öyküler uydurması ve taklit oyunlarından hoşlanması doğaldın. Çocuk zeki ve hayal gücü geniş olduğu ölçüde bunda başarılı olur. Öykü uydurmak ve taklit oyun yalan söylemek değildir, ve bunu engelleyici hiçbir girişimde bulunulmamalıdır.

            Öykü uydurmaktan ayrı olarak,kasıtlı biçimde gerçeğe sadık kalmama küçük bir çocukta doğaldır. Bu tür yalan çocuğun engellenmeyi sevmenin birine takılmaktan hoşlanmamasının, doğal övünme arzusunun, arkadaşlarından geri kalmama isteğinin, ya da cezalandırılma korkusunun bir sonucudur. Ayrıca ilgi çekme ya da ana-babayı taklit etme amaçlarıyla çocuk yalana başvurabilir.

          

               Yaşaman ilk 5 yılında çocuğun yalan söylemesi konusunda endişe etmeye gerek yoktur. Gerçeğe  sadık kalma çocukta giderek gelişen bir olgudur. Çocuğun gerçeğe sadık kalması konusunda ısrar etmek ve çocuğa yalan söylediğini kanıtlama girişiminde bulunmak yanlıştır. Çocuk açıkça anlaşılan bir yalan söylediği zaman endişeyle karşılanmamalıdır. Ancak çocuk 4 yaşına geldiğinde, yalan salt övünmekten öte bir amaçla , düş gücü ürünü, ya da bir şaka değilse, o zaman annenin çocuğa, eğer doğruyu söylemezse ona ne zaman inanacağını bilemeyeceğini söylemesi yeterlidir. Sert cezalar suçlanmadan kaçmak için çocuğun yalan söylemesine yol çar. (YAVUZER-1998-262-263)

 

           Çocukta gerçek anlamda yalancılık çevreye, aileyi ve arkadaşları taklit etmeyle başlar. Büyük bir çoğunlukla çocuğa yalanı büyükleri öğretir. Anne ve babanın toplu içindeki yalanları, övünmeleri ve hele çocuk hakkındaki aldatmaları bu hususta ilk dersi teşkil eder. Çocuğun kabulü mümkün olmayan isteklerine engel olmak için yalan söylemeye mecbur oluruz. Aynı şekilde ona anlatılmasını uygun görmediğimiz konuları gizlemek için de yalan söylediğimiz çoktur. Bu şekilde çocuğa dolayısıyla yalanı öğrettiğimiz gibi;babası evdeyken bulunmadığını,okula kendi isteğimizle göndermediğimiz zaman,doğru olmayan bir mazeret söylemesini çocuğa öğretmek suretiyle doğrudan doğruya da yalancılığa alıştırmış oluruz. Çocuğu gözlemekle tanınan psikologlardan bazıları,çocukların anne babada ilk kez gördükleri bu yalancılığa karşı,ilk zamanlarda hayret,hatta acı hissettiklerini kaydeder.

           

Çocuk,bir yandan,anne babadan ve aileden yalanı öğrenirken, diğer yandan da çeşitli oyunları aracılığıyla yalancılık alıştırmaları yapar. Oyun sırasındaki aldatmalar ve şakalar yavaş yavaş asıl yalanlara yol açar. Hele bazı yalanların başarılı sonuçlar vermesi, daha küstahça yalanların söylenmesini kolaylaştırır. (GÖVSA­-1998-119)

 

 

                                  

ÇOCUK YALANLARININ NEDENLERİ

            Yalan,esas itibariyle kendini koruma iç güdüsünden doğmuş olduğuna göre yalancılığın etkenlerini bu güdüden kaynaklanan tüm bencil isteklerde aramalıdır.Felsefeci Schopenhaur,korkunun en büyük yalan kaynağı olduğunu ifade eder.

            Duapart,çocuk yalanlarına ait bir anketinde kaydettiği 136 adet yalancılık olayını en belirgin etkenleri itibariyle tasnif ederek şu sonucu elde etmiştir:

            1-Korku ve Çekinme……………75

            2-Kibir ve Gurur………………...6

            3-Onur…………………………...5

            4-Küçümseme…………………...2

            5-Övünme……………………….12

            6-Menfaatçılık…………………...6

            7-Mantıksızlık…………………...6

            8-Düşünsel istekler……………...14

            9-Sosyal ve Güzellik Eğitimi……4

            10-İntikam,Nefret ve Kıskançlık...5

           

            Dayaktan,cezadan,mahrum bırakılmaktan kurtulmak için,çocukların kabahatlerini inkar ettiklerini veya değiştirdiklerini,ya da kendilerini masum göstermek için bir takım hayali olaylar uydurduklarını görürüz.Gülünç olma korkusu da çocuğu yalancılığa sevk eder.

            Çocukların övünme duygusu fazla okşanmışsa bu his altında yalan söylemeye başladıkları;başkaları karşında daha değerli görünmeye çalıştıkları için ,mübalağaya hatta olmamış olaylar uydurmaya kalkıştıkları görülür.

          Kıskançlık da çocuğa yalan ilhamını verebilir. Kardeşini anne-babasının gözünden düşürmek; arkadaşını öğretmeninin sevgisinden uzaklaştırmak amacıyla iftiralar düzenleyen çocuklara her zaman rastlanır.

          Çocukların tembellik faktörüyle de yalan söyledikleri olur. Diğer odadan bir sandalye getirmesini istediğiniz çocuğun, dışarıda biraz durarak arayıp bulamadığını söylemesi tembellikten gelme bir yalancılıktır.

         Bencil eğilimlerin hemen hemen her türlüsü, çocuğun yalanına neden olabilir. Özellikle aç gözlülükle, çikolata ve dondurma düşkünlüğüyle çocukların yalan söylediklerine sık rastlanır. Sadece anne-babanın veya öğretmenlerin hoşlarına gitmek için bile çocukların yalan söyledikleri görülür. Bu durum özellikle kız çocuklarında daha fazladır.

       Çocuklarını inceleyen psikologlardan biri, 4 yaşındaki çocuğuna yapmadığı bir kabahati itiraf ettirdiğini söylüyor. Çocuğun bu kabahati babasının hoşuna gitmiş olmak için yalan söylemiş olduğunu kaydediyor. Bu normal nedenlerden başka çocuk yalanlarının hastalık olan yalan nedenleri de vardır. Anormal çocuklarda , geri zekalı çocuklarda ve histerik olan çocuklarda yalana çok rastlanır. Ama bu çocukların çoğu başkalarını aldatırken kendileri de aldanır. Sahtekarlıkları yanlış anlayışlarından, yanlış görüşlerinden kaynaklanır.

 

 

 

 

                                   ÇOCUKTA YALANCILIK BELİRTİLERİ

 

Bir çocuğun doğru veya yalan söylediğini tavır ve hareketleriyle tayin etmek ve tahmin etmek zorsa da bazen mümkündür. Özellikle normal çocukların yalanları daha kolay anlaşılır. Ama anormal çocukların yalanları konusunda bazıları o kadar samimi ve aldatıcı olurlar ki onların yalanlarını belirtileriyle tahmin etmek imkansızdır.

           Hasta olmayan çocuklar için genelde şu belirtiler kaydedilir:

1-Gerçeği değiştirmekten doğan heyecan. Sözlerinde samimi olmayan çocukların ses tonlarındaki değişim ve hareketlerindeki düzensizlik bunu gösterir. Karşısındaki kişinin gözlerine dikkatle bakamazlar. Gözlerimizi gözlerine diktiğimiz zaman, bize görünmemek istediklerini ezeriz.

2- İfadelerde karşılık veya gereğinden fazla açıklama. Bu gereksiz açıklamalarla çocuk dikkatimizi dağıtmak ve sözlerindeki yalan noktayı kaybettirmek ister gibidir.

3-Nezakette ve adamına göre konuşmada, aşırıya kaçma da yalancılığın bir belirtisidir. Gereğinden fazla nazikçe adamına göre konuşan kişilerin yalancı olmaları ihtimali nezaketlerinde ölçülü olanlara göre daha fazladır. Çocukların da bir yalan söyleyecekleri sıra veya söyledikleri zaman, normal hallerinden daha fazla nazik, terbiyeli ve saygılı göründükleri olmuştur.

4- Söz ettiğimiz bu belirtilerden başka yalan için korku,menfaat,kıskançlık ve övünme gibi bencil türden bir faktörünün bulunup bulunmaması da yalan durumunun mevcut olup olmadığı hakkında bir belirti verebilir(GÖVSE-1998=S:120-122.) 

 

                                      

                                         ÇOCUKLARI YALANA TEŞVİK

 

“Sakın babana paran olduğunu söyleme.Sorarsa yok dersin.”Dilencimi gelmiş? Ne istiyor son ve yok de.”Bugün baban çarşıya çıkıp çıkmadığını söyleyeceğim.Sakın sen lafıma karışma.Yoksa yapacağımı bilirsin.”

          Babaya karşı hazırlanan bu komploda,çocuğun yalana iştiraki sağlanıp böylece alışkanlık kazandırılıyor.Birkaç örnekte babadan verelim:

           “Dikkat et hanım!Beni telefonda Ahmet bey arayacak olursa,on akşamları eve geç geldiğimi söyle.Evde diyecek olursan yine alacağını isteyerek kafamı ütüleyecektir.”

                  “Aman dikkat et! Bu pazar Nevzat amcanızla buluşacaktım.Gitmek işime gelmiyor.Size sorarlarsa hastaydı dersiniz,olur biter,”(MARANGOZ-1993-S:156)

 

                                                  ZARARLI  ÖRNEKLER

 

                      “Hey gidi gençlik hey, ne günlerdi o günler…..”

“Bir keresinde hiç unutmam, evdeki misafir için hazırlanan bütün tatlıları yemiştim de midem bozulmuştu.”

“Hayvanı yakalayıp ayaklarını bağlamıştık. Sonra da üzerine gaz döküp bağırta bağırta yakmıştık.”

“ Yahu daha dün şaka olsun diye arkadaşın karpuz yüklü kamyonunun kasasını açık bıraktık. Araba rampayı tırmanırken ne kadar karpuz varsa yollara döküldü. Arkadaşın halini görecektin…..Ne manzaraydı? O karpuzların en küçüğü 7 kilo gelir. Patır patır patladılar. Mal sahibi düşünsün gerisin.” ( UMARANGOZ-1993-5:156-157)  

 

 

 

 

                       KÜÇÜK ÇOCUKLARIN SÖZDE(PSEUDO)YALANLARI 

Çocuk psikoloklarına göre, çocuk 7 yaş öncesinde yalan söylemez. Bazı uzmanlarsa ilk yalanın 6 yaş dolaylarında görüldüğünü savunurlar. Çocukların gerçek dışı konuşmaları çok sık görülür. Burada hemen ”yalan” damgasını vurmak doğru değildir. Çocukta gerçekçilik duygusunu zaman içinde kazanıldığını unutmamak gerekir. 3-4 yaş çocuklarının sık sık söylediği yalanlar, aslında gerçek anlamda yalan değildir. Sahte ya da görünürde başka bir değişle” sözde” pseudo yalan birdir.

Bu tür”sözde” yalan, gerçek yalandan farklıdır. Gerçek yalanla yüzeysel benzerliği çoğunlukla karıştırılmasına rağmen farklıdır.Eğitimsel yanlışlıklar,sosyal ve meral anlam verme,kınama,üzüntüyle karşılama bu tür uydurmalar 7 yaş öncesi çocuklarda sıklıkla görülür

           Uydurmalar zamanla gelişebilir ve bir öykü gibi tamamlanabilir.Bu hayal gücü ürünlerinin özelliği,ikinci bir kişinin meydana getirilmesidir.Çocuk çoğunlukla kendisiyle aynı yaş ve cinsiyette bir kardeş,bir kuzen, arkadaş meydana getirilir.Çocuk duygu ve deneyimlerinin bir bölümünü, sorumluluklarından bazılarını ona aktarır .Tek çocuk yada kardeşleri kendinden çok büyük olanlarda bu daha sıktır.

 

                              ALIŞKANLIK HALİNE GELEN YALAN

                                      

 

Çocuğun gerçekle gerçek olmayanı ayırt etmesinden sonra yalanın hala süregelmesi  halinde,yalanın temelinde çevreyle olan olumsuz ilişkiler yatıyor demektir.Burada uydurma sözler anlatma,öyküler icat etme yada kendi yararına bazı şeyleri reddetme gibi hayali yalandan daha önemli yalanlar söz konusudur.Bu tür yalan bir takım bencilce sonuçları elde etme amacıyla bilerek ve isteyerek başkalarını aldatmaktır.Bu anlamdaki yalancılığın “kendini kontrol edememek ve aşırı bencillik “le çok yakından bir ilgisi vardır alışkanlık halindeki yalanlarını söyleyen çocukların kişiliklerinde bu iki özellik bulunur.Bu durum çocukların eğitiminde onları sosyalleştirme işini gerektiği gibi başarılmadığının işaretidir. Bir başka değişte çocuk başkalarının hak ve çıkarlarına hiç olmazsa kendisinin ki kadar değer vermesini öğrenememiştir.

         Bu tür aldatma olan derste kopye çekmekle bencillik arasında sıkı bir bağlantı vardır.Yine yalancılık,hırsızlık,okuldan kaçma gibi davranış bozukluklarıyla yakından ilgilidir.Bu tür çocuklar ceza tehlikesinden korunabilmek için çekinmeden yalana başvurur.Olanı olduğu gibi değil de,büyüklerin istediği gibi göstermeden çekinmezler.

                 

                                                    PATOLOJİK YALAN

 

Patolojik yalan, duygulanım bozukluğunun bir belirtisi olarak görülür.Aşağılık duygusu ve güç istemi,bazı patolojik yalanların temel nedenlerini oluştururlar.

         Patolojik yalanda çocuk sevinçli ve kaygısız görülür,  ki bu kaygısızlık dikkat çekicidir. Çocuk okulla ilgilenmez, aile içindeki olaylara kayıtsızdır, sosyal değişikliklerle yetinir ,gerçek arkadaşlığı aramaz ,yaşından aşağı görülür,davranışları oldukça çocuksudur duygusal ve ahlaki bakımdan olgunluğa ulaşmamıştır.Çocukta yalanın alışmamış sıklığı, sürekli hırsızlıkların ortaya çıkışı, alarma geçilmesi gereken durumlardır.

         Patolojik yalanın gerçeğe benzerliği önemli özelliklerinden biridir. Çocuk inanılmak için yalan söyler ve bu amaçla önlemler alır. Yarasızlık da bir başka özelliktir.  Bir kez uydurmak alışkanlık haline geldi mi,  hiçbir yarar sağlamasa bile yinelenir. Bazen de çocuk ilginç olmak için yalan söyler.

           Patolojik yalan;üzücü sıkıntı veren bir gerçeğin reddini belirtebilir ,hatta çatışma objesi hakkında olabilir.Örneğin kardeşi daha fazla ilgi gören çocuk , kardeşin hasta olduğunu ya da öldüğünü anlatabilir.

     

     Patolojik yalan duygulanma bir gerilemenin ifadesidir. Basit yalanla patolojik yalan arasındaki fark şöyle özetlenebilir:

      Olağan yalancılıkta gerçek, bencilce bir sonuca varmak için bilerek saptırılır. Marazi yalancılıktaysa, hiçbir şey olmazsa çıkar peşinde değildir, görünüşte. Olmayacak şeyler anlatmak ,olanı abartmak, hayret verici şeyler  söyleyerek çevresindekilerin şaşkınlığını uyandırmak kendi içinde bir zevk vermektedir.Şiddetli aşağılık duygusu olanlar,söyledikleri sistemli yalanlarla bu duyguyu ödünleyip yatıştırmak isterler.

      Bu yalanı belirtmek amacıyla yapılan patolojik inceleme amacına ulaşırsa, bir yanda  çatışma durumu ve duygulanım bozukluğunu, öte yanda bozukluktan itibaren patolojik yalan adı altın kendini gösteren  belirtilerin nedenlerini saptamayı sağlar.

             Sutter, konuyla ilgili bir gözlemini şöyle aktarır:

Arlette10,5 yaşında bir kız çocuğudur. Özellikle yalan ve hırsızlık için bize getirilmiştir. 6yaşnda bir kız kardeşi, 19 aylık bir erkek kardeşi vardır. Genelde uysal, sessiz ve çekingendir. Dışa vurulmayan aşırı duygusallık nedeniyle içe kapanıktır. Zihinsel düzeyi normaldir. Bir yıl öncesine kadar büyük anne ve büyükbabasıyla yaşıyormuş. Anne-babası yeni bir ev bulmuş, taşınırlarken okul değiştirmesin diye Arlette yi büyükanne  ve büyükbabasının yanında bırakmışlar. O yıl okul dönemi ve tatili normal geçmiş. Aynı yılın son baharında Arlette yuvasına dönmeyi umut ederken, yine büyükanne ve büyükbabasının yanında kalması gerekince durum değişmiş.  Okul başarısı düşmüş, anne-babasını ziyaret etmeye gidince bozuk paralar çalmaya başlamış. Baba kızgınlığını abartmalı boyutlarda göstermiş ve “Hırsızın elleri yanar.”demiş. Korkutmak için Arlette yi karakola götürmüş ve Noel de armağan almayacağını söylemiş. Yalanlar diğer belirtilerle aynı zamanda belirmiş; bazıları kötü notları, hırsızlıkları gizleme ,bazıları ise ilgi çekmek amacıyla söylenmekteymiş.

          Arlette bize geldiğinde durumu değişmişti.Büyük babasının ölümüyle Arlette ailesinin yanına dönmüştü. Mutlu görünüyor ve gülümsüyordu,okul başarısı artmıştı.

          Kişilik testi sonuçları ortaya çıkardı.Çocuk karamsardı,güçlükler saplantı haline gelmişti.Ahlaki değerleri kabul ediyor,kendisini yargılayıp suçlayabiliyordu.

          Yalanların çoğu sosyal yalan çerçevesi içindedir, okuldaki başarısızlığını saklamak, küçük hırsızlıklarını gizlemek, ilgi görmek amacıyla söylenmektedir.

Yalan söylemesinin nedeni, ailesi tarafından sevilmediğine inanması,evine dönmek istemesi, aile baskısı, sevilme isteği, mutluluk özlemidir. Alettu  bu durumdan önce yalan söylemeye alışık değilmiş. Yalanın kötü bir şey olduğuna inanıyormuş Tüm hırsızlık ve yalanları kırıklık duygusunu gidermek amacına yöneliktir. Kişilik testini yorumlarken bu hususlar göze çarpmıştır.

  (YAVUZER-1992-S:263-267)

            Büyüklerin çok sık başvurduğu bir yalan daha var. Bakkala ekmek almaya giden anne, evde bırakacağı çocuğuna, iğneciye gideceğini söylüyor. Bir, iki,üç derken çocuk yalanın farkına varıyor, ve bir daha anneye itimat etmeyerek  her sokağa çıkışını sorun ediyor. Halbuki çocuğa hiç yalan söylemeden, nereye gideceğini söylemiş olsa ve kendisinin ablasıyla kalması gerektiğini; ona uygun bir şekilde anlatsa, çocuk onun samimiyetinden asla şüphe etmeyerek, evde kalmakta zorluk çıkarmayacaktır. Ayrılmadan önce sevdiği yiyeceklerle, veya dönüşte küçük bir hediyeyle onların gönlünü almak gayet basittir.(MARANGOZ-1993-S:150) 

                                   ÖRNEK-1

Çocuk ağlıyor. Cemaat kalabalık. Sukut elzem. Çocuk yine ağlıyor. Çocuğa hareket serbestliği yok. Sıcaktan bunalmış çocuk, ağlamakta haklı. Duruma sabırsızlık gösteren yaşlı  bir teyze, çocuğa müdahale ediyor.

-Ağlama bakayım! Akıllı çocuklar ağlamaz. Anlaşıldı sen terbiyesiz bir çocuksun. Bu çantanın içinde ne var biliyor musun? İğne,  hem de kocaman bir iğne. Şimdi onu çıkarıp sana yapayım da gör. O zaman bak nasıl susarsın.

Çocuk önce şaşırır, bakar. Küçük de olsa azarlanmak hoşuna gitmemiştir. Ağlama şeklini değiştirir. Dudağını büzerek ağlamaya başlar. Bu sefer anneye sarılarak büsbütün basar yaygarayı.

-Kaçma öyle , susmazsan işte iğne.

Anne araya girer:

-Yok teyzesi . Ağlayan benim kızım değil. Bu çok usludur teyzesi. Benim kızımın ismi Ayşe. Fatma ağlıyor, o gitti şimdi. Benim kızımın sesi değil. Yaşlı teyze ile anne, yalanları tezgahlaya dursunlar…. Çocuksa bu arada onlar inat, ağlamasını artırır.

Benzeri durumlar çok sık yapılmaktadır. Mesela çocuğun yaptığı bir suçu göz göre göre başkalarının üzerine atan anneler vardır. Bunu bazen basit bir sebeple, sırf çocuklarını susturmak için yaparlar. Annesinin başvurduğu bu durumu değerlendiren çocuğun , iki gün sonra yaptığı her türlü kötü harekette başkalarını üzerine atan anneler vardır. Bunu bazen en basit bir sebeple , sırf çocuklarını susturmak için yaparlar. Annesinin başvurduğu bu durumu değerlendiren çocuğun , iki gün sonra yaptığı her türlü kötü harekette başkalarını suçlamayacağı düşünülebilir mi? Yalanın mahiyet ve zararlarından haberi olmayan şuursuz insanlarımız, bizzat kendileri yalana başvurarak, çocuklarına örnek olmaktadır. Doktorlarımızın görüşü ise;

a-Çocuk korkutulmadığı

b-İçe dönüklüğe(aşağılık duygusuna) sevk edilmediği

c-İtimatsız davranılmadığı

d-Şiddetli cezalar verilmediği

e-Kabahatini itiraf ettiği zaman

   Baskı yapılmadığı müddetçe yalan söylemez. (MARANGOZ-1993-S:152-153)

 

ÖRNEK-2

Sadık Beyi sürekli yalan söyler, oğluna da bu yalanları ballandıra ballandıra anlatırdı. Onun bir gün bile yalan söylemediği duyulmamıştı. Hoşlanmadığı kimseleri atölyesine gelirken görünce, hemen oğlunu kapı önüne çıkartır. “Babam atölyede yok.” Dedirtirdi. Evde arandığında da: “Babam atölyeye gitti.” Demesini tembih ederdi. Kapılarına fakirler, dilenciler gelse, hemen çocuğu gönderip:” Biz de fakiriz, akşama  yiyecek ekmeğimiz yok!” dedirtirdi.

     Küçük Semih, okula gitmeyi sevmiyor, bu yüzden de derslerin çoğundan kaçıyordu. Bahanesi çoktu:” Bugün okula gitmek istemiyorum; çünkü dün de okula gitmemiştim. Öğretmen beni döver.”

     Sadık Bey, artık açıktan açığa” Okula gitmeyeceğim!” diyen oğluna şu öğütleri(!) verdi:

-          Biraz kafanı çalıştır. Öğretmenine;” Babam beni alacak Tahsili için bazı müşterilere göndermişti, onun için gelemedim.”de.

   Sadık Bey in karısı Firdevs hanım da elinin sıkılığıyla tanınmaktaydı. Bir kuruşunu bir yere harcamadan, uzun uzun düşünür, sonra karar verirdi. Oğlu normal mevsimlerin dışında çilek, kiraz gibi meyveler istese annesinden fazla yüz bulamaz; fakat Sadık Bey oğlunun her istediğini alması için ona gizlici para verirdi. Arkasından da: “Al bunları canının istediğini alıp ye. Fakat sakın annene gösterme.” Diye tembih ederdi.

        Küçük Semih, yalan söyleme hususunda kısa zamanda ustalaşmıştı. O şimdi, anlattıklarının bir noktası bile doğru olmayan pek çok şeyi yüzü kızarmadan söyleyebiliyordu. Biraz büyüdüğünde babasının bile hoşuna gitmeyen yalanlar uydurmaya başladı. 

  Cuma günleri,” Camiye gidiyorum.” Diye evden çıkıyor, kötü yerlerde vakit geçiriyordu. Babası, vaazda neler dinlediğini sorsa , ona birçok şey anlatmak ve zavallı adamı kandırmak hiç de zor olmuyordu, Semih için.

   Diğer günlerde de yarı gününü iş yapıyormuş gibi oyalanarak geçirmekte, kalan günü ise akrabalarına giderek , müzikli eğlencelere katılarak geçirmekteydi. Gittiği yerlerde bol bol para harcıyordu.

   Sadık Bey, paralarının, elbiselerinin ve atölyedeki el aletlerinin birer birer kaybolmaya başladığını görünce şüpheye düştü. “Bana kalırsa bizim evde bir hırsız var!” diyordu. Bir gün olanları Semih e anlattı.” O hırsızı mutlaka yakalamalıyız.” Dedi. Semih suçun tamamen kendisine ait olmasına rağmen, hiç utanıp sıkılmadan babasının kulağına eğilip: “ Hırsızın kim olduğunu sana söyleyeyim mi?” dedi” O, senin çırağın…. Her akşam eğlence yerlerinde o kadar para harcıyor ki şaşırsın. Geçen gün değerli bir heykelciğin kaybolduğunu fark ettiniz değil mi ? İşte onu da çırak aşırdı ve eminim Pazar günü kumarda kaybetti.”

      Sadık Bey, bunları duyunca çok sinirlendi. Hemen çırağı yanına çağırıp tüm söylenenlerin gerçek olup olmadığını sordu. Çırak, hırsızın Semih olduğunu söylediği halde işten atıldı.

      Semih, yalanlarına devam ediyor, bu sebeple babasıyla sürekli; kavga ediyordu. Sadık Bey, onu tekme tokat,  dövdüğü, hatta tımarhaneye yatırmakla tehdit ettiği halde çocuk, yalanlarından vaz geçmiyordu. Öyle bir zaman geldi ki Sadık Bel, iflas etti. Yanında çalışan pek çok adam, başka işler bulup ayrıldılar. Zavallı adam mırıldanıp duruyordu artık: “Beni bu hallere oğlum düşürdü. Ağzından yalansız bir söz çıkmıyor.Hayret ediyorum, kuşların havada uçması gibi rahat yalan söyleyebilir. Bütün  bunları nereden öğrendiğini bir bilsem… Allah bana niçin böyle hayırsız bir evlat verdi bilmiyorum. Yapmadığı hırsızlık, uğursuzluk yok: Varımı yoğumu talan etti.”

     Bütün bu şikayetlerini dostlarına anlatıyordu.

     Dostları adamın bu haline acıyor,serseri oğluna lanetler yağdırıyorlardı.Ama kimse bilmiyordu ki;onu annesi ile babası ,el birliği ile bu hale getirmişlerdi.(SALZMANN-1998-S:96-98)  

                                                         ÖRNEK-3

 

    Filiz adına saf görünüşlü bir anne vardı.Bu kadın dışarı çıkarken,çocuklarını sık sık tenbihlerdi:

     “Ben dönünceye kadar evde uslu uslu oturun;dışarı çıkmayın”

      Aslında onların bu emirlere uymayacağını annede biliyordu.Ama,”Belki daha az yaramazlık yaparlar.Gelince hiç olmazsa,onları evde bulurum” diye bu yol başvuruyordu.

      Çocuklar, pek tabiî ki ,anneleri evden çıkar çıkmaz sokağa fırlar, doyasıya oynarlardı. Onun döneceğine yakın eve gire; uslu uslu  otururlardı. Eve dönen anne, onları içeride oturur halde bulunca memnun olur, dışarı çıktıklarını bilmezden gelirdi.

-“Aferin benim söz dinleyen çocuklarıma ; ne de uslu uslu oturup annelerini bekliyorlar.” Derdi.

    Çocuklar, ne cevap vereceklerini şaşırmış bir halde, birbirlerinin yüzüne bakarken, yalan söylemeye en yatkın olan büyükleri söze başlardı.

-Elbette biz söz dinleyen, uslu çocuklarız anneciğim. Hiç dışarı çıkmadık; uslu uslu oturup seni bekledik derdi.

 

Halbuki, kim baksa pancar gibi kızarmış yüzlerinden eve yeni geldiklerini anlardı… Kirlenmiş üst başları cabasıydı. Ama anne bu yalanlarına kanmış gibi davranmayı tercih ediyordu. Çocuklar, yalanın işe yaradığını fark edince başka yalanlarda söylemeye başladılar.

-“ Hayır anneciğim, o bardağı biz kırmadık. Mutlaka kedinin işidir. Kekleri de o yemiştir.

Zamanla yalancılıkta öyle ustalaştılar, öyle çok yalanlar uydurdular ki, annesi ellerinde maskara oldu… Oynadığı sağlık rolüne pişman olmuştu. Ama iş işten geçmişti. Artık, onları bu kötü huyundan vazgeçirmek adeta imkansızlaşmıştı. (SALZMAN-1997.S:112-114)

 

ÖRNEK-4

Küçük Zehra, su içmek için babasının masasına yaklaştı. Sürahinin üzerinde bir sinek geziyordu. Sineği kovalamak için elini salladı. Eli sürahiye çarptı. Sürahi, yere düşüp paramparça oldu. O kadar üzülmüştü ki, babasına ne diyecekti… En iyisi doğrusunu söylemekti. Zehra da öyle yaptı. Bahçeye çıkıp babasını buldu :

-Babacığım, canım babacığım; ne olursun kızma!...

-Çıkar şu baklayı ağzından. Ne demeye çalışıyorsun?

-Babacığım, masandaki sürahiden su içmek istemiştim, üzerine konan sineği kovalayayım derken elim sürahiye çarptı…

-Nee! Sürahiyi kırın değil mi ?...

-İnan ki isteyerek olmadı, babacığım…

-O Kıymetli sürahiyi kırmak nasıl olurmuş gösterim sana!

Eline geçirdiği sopayla küçük Zehra’yı dövmeye başladı:

-Söyle bakayım,bir daha böyle pahalı şeyleri kıracak mısın?

-Babacığım ne olusun yeter! Vurduğun yerler çok acıyor!...

O günden sonra, küçük kızın, babasına saygı ile baktığımı gören olmadı.

Onunla göz göze gelmemek için, bakışlarını hep başka tarafa çevirdi.

Bir gün, resimli bir kitaba baktıktan sonra yerine koyuyordu ki, kitap elinden kaydı. Tutmak isterken eline gelen sayfa yırtıldı. Eğer babası bun görürse, öncekinden daha fena dövebilirdi…. Kitabı, hiçbir şey olmamış gibi, yerine koydu.

         Aradan birkaç gün geçti. Babası bir şeye bakmak için bu resimli kitabı aldı. Karıştırırken, yırtık sayfayı gördü. Zehra’yı çağırdı:

         -Bu sayfayı sen mi yırttın? Diye sordu. Kızcağız kulaklarına kadar kızardı. Ne diyeceğini bilemiyordu. Doğrusunu söylese, iyi bir dayak yiyeceği kesindi….

         Babası sorusunu tekrarladı:

-Sana soruyorum, bu yaprağı sen mi yırttın?

Dayatman kurtulmak için yalan söylenmekten başka çaresi yoktu:

-Hayır babacığım, ben yırtmadım, dedi.

Babası fazla üstelemedi, ve Zehra dayaktan kurtuldu. Artık bundan sonra hep öyle yaptı. Yalan söylemekte iyice ustalaştı.

(SALZMANN-1997-S:114-116)

 

ÖRNEK-5

Tarık, rahat bir gece geçirdiği ve huzur içinde uyuduğu halde, tembelliğinden yatağından kalkmıyordu. Yorganı başına çekiş, evin sıcağından iyice terlemişti. Annesi onu uyandırmak için yorganı başına çektiği zaman terden sırılsıklam olduğunu gördü. Heyecanla:

-Aman bu çocuğa ne olmuş böyle.Canımın içi neyin var?

Yüzün sapsarı, diye mırıldandı.

Tarık nazlanarak:

-Bir şeyim yok dedi.

Annesi inanmadı.

-Ver bakalım kolunu. Aman alnın ateş içinde.Yoksa sen hasta mısın?

Bu ilgi, Tarık ın hoşuna gitmişti.

-Birazcık başım ağrıyor.

-Başka neren ağrıyor peki?

-Bilmiyorum anneciğim.

-Karnın da ağrıyor mu?

Tarık “evet” manasında başını sallayınca, annesi feryadı bastı.

-Aman Allah ım! İnsanın çocukları varken rahat yaşaması ne mümkün? Bey, Bey! Felaket. Yavrumuz çok hasta başının ve karnının ağrısından duramadığını söylüyor. Onu bu halde okula gönderemeyiz, dedi.

Tarık ın sevincine diyecek yoktu. Bu yolla annesinin bir çok defa daha aldatmış ve okula gitmemişti. Kadıncağız ikide bir yanına gelip ateşi olup olmadığını, üşüyüp üşümediğini karnının ağrıyıp ağrımadığını sorardı. Oda biraz kıvranır, hastaymış gibi davranırdı. Bu durum karşısında annesi, çocuğunu hastalığından dolayı okula göndermez ve onun sevdiği yemekleri yapardı.

Bu hastalık işi Tarık ın çok hoşuna gidiyordu. Ne iyiydi. Okula gitmek yok, ders yoktu. Kimse ona, “dersine çalıştın mı?” demiyordu.

Tarık ın tembelliğe ve yalana teşvik eden annesiydi. Canı okula gitmek istemeyince hastalık numarası her zaman işe yarıyordu. Karnelerin dağılacağı son gün Tarık yine hastaydı.

Karneyi annesi almaya gitti. Öğretmeni, onun okula gelmediği için devamsızlıktan sınıfta kaldığını söyleyince annesi çok üzüldü. A hala hatasının farkında değildi. (SALZMANN-1998-S:104,105)

 

YALAN SÖYLEYEN ÇOCUKLARIN EĞİTİMİ

Çocuk sık sık yalana başvuruyorsa durup düşünmek gerekir. Bu durum da, çeşitli nedenlere bağlı olarak, ana-baba ile çocuk arasındaki güven sarsılmış demektir. Ya çocuk ana-babasının beklentilerini karşılamakta güçlük çekiyor, ya da ceza korkusuyla yalana sığınıyordur. Örneğin, okul başarısızlığının bağışlamadığı bir evde, çocuk, kırıklı karnesini yitirdiğini söylüyor ya da babasının imzasını atıyorsa, ilişkiler çok gergin demektir.

            Kızmakla,üzülmekle yalancılık Önlenmez.. Böyle bir davranış çocuğu başka yalanlar söylemeye yöneltebilir. Yalan söylemesi karşısında ana-babasının, büyüklerinin kızdıklarını üzüldüklerini gören bazı çocuklar bundan da ayrı bir zevk duyacaklardı. Bu durumlarda yalan, çocukla ana-babası arasındaki üstünlük savaşının bir ifadesi şekline girer. İş bir kez bu aşamaya girdi miydi, çocuk sık sık yalana başvurmaya başlar. (ÇAPLI-S:260)

Çocukta yalanın engellenmesi için şu yöntemler izlenmektedir:

1-Çocuğa iyi örnek olunmalı ve çocuğunun samimi olması sağlanmalıdır.

2-Çocuğu korkutarak yalana sevk etmeyiniz. Ani ve haşin bir şekilde çocuğa” Bunu sen mi yaptın ? “dediğiniz zaman yalana teşvik etmiş olursunuz.

Önemsiz kabahatler için çok öfkelenmek ve çocuğa kabahatiyle uygun olmayan cezalar vermek, yalancılığı zorla davet etmektir. Bunlardan kesinlikle  kaçınmalıyız.

3-Çocuklara, hatta.yalancı çocuklara bile güven duyunuz.Güven doğruluğu ve kabahatlerin kolayca itiraf edilmesini sağlar. Güvensizliğin yalancılığı telkin etmek demek olduğunu unutmayınız.

4-Çocuklara gerçek sevgisini ve fikir namusunu aşılayınız. Mübalağalara müsaade etmeyiniz. İnsanı kendi nefsi karşısındaki samimiyetinden aldığı hazzı kavrayabilirler. Bu hazzı onlara telkin ediniz.

5-Yalancılık mücadele için çocuğun onurunu ve haysiyetini okşayınız. Bir kabahati itiraf etme cesaretini değer veriniz.

6-Dalkavukluğa ve iki yüzlülüğe karşı çocuklarda samimi bir şekilde hoş görmeme duygusu uyandırmaya çalışınız.

7- Çocukta ilk rastladığınız yalanı ciddiyetle karşılayınız. Lock , bu durumda eğitimcinin sadece hayretini belirtmesini tavsiye eder. Kant: “ Yalana en uygun ceza , güven ve saygının kaybedilmesidir. “der. Çocuk samimi ve dürüst oldukça sizin güveninizin ve saygınızı kazanacağını hissetmelidir. Bazı  anne- babaların yaptıkları gibi çocuğun yalanını, sizi aldatmasını , doğru olmayan olaylar anlatmasını hoşa giden bir durum şeklinde algılamaktan kesinlikle kaçınınız.(GÖVSA)

Peygamber Efendimiz HZ. Muhammed (S.A.V.) de, çocuklara karşı nasıl davranılacağı konusunda şöyle söylüyor: “Kim bir çocuğa gel de şunu vereyim der,sonrada vermese bu bir yalan sayılır. Bu durumda ona bir şey vermeyecek olursan, senin üzerine bir yalan yazılır. “ buyurdu.

Yalan söyleyen çocuk, bu huyuyla mücadeleyi anlamalı, onun iyiliği için böyle davranıldığını bilmelidir. Çocuğa bir güç gösterisi değil, yardım söz konusudur. Öfke tepkilerinden kaçınmalı, ona güven verilmelidir.

Yalan, Kişiliğin bir eksikliği bencilliğe ve kolaycılığa doğru bir çıkış, bireyi diğer insanlardan soyutlayıcı bir kendini reddetmedir. Yalana mücadele ederken aynı zamanda, dürüstlük, içtenlik,ve sevgi içinde savaşım verilmelidir. Bunlar bireye denge ve mutluluk getirirler.(ASIMGİL-1996-S:243-244)

 

 


 
 

 
 
 
 

 

 

 
  2021 © Öğder Adana. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 13.03.2019Tasarım & Kodlama: TekD Web Tasarımı ve İnternet Hizmetleri