Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla  
Site içi arama :    
 
      Ana Sayfa   |   Genel Başkan   |   Haberler   |   Duyurular   |   Belgeler   |   Hakkımızda   |   İletişim
 
 
 

Ziyaretçi İstatistikleri
Aktif: 7
Bugün: 85
Toplam: 1.156.062
 


 
Çocuğa Sorumluluk Nasıl Kazandırılır?

Çocuklara Sorumluluk Duygusu Nasıl Kazandırılır?

 

Sorumluluk erken çocukluk dönemlerinden başlayarak çocuğun yaşına, cinsiyetine ve gelişim düzeyine uygun görevler vermekle başlar. İki buçuk yaşından başlayarak döke saça da olsa çocuğun çorbasını kendi başına içmesine fırsat vermek, oyuncaklarını toplamasını beklemek, kendi odasında kendi yatağında yatmasına ortam hazırlamak, yaşına ve cinsiyetine göre sofra hazırlığı, veya araba temizliği gibi konularda onun yardımını beklemek sorumluluk konusunda çocuğu cesaretlendirici ve destekleyici bir ortam sağlar. Böyle bir ortam çocuğun kendi kendisine yetmesine ve yönetmesine fırsat vereceğinden onun kendine olan güvenini de arttıracaktır.

Tam tersine koruyucu yaklaşım; çocuğun kendi kendine yeten, bağımsız bir birey olmasını engeller. Çocuk veya genci korumak, onu kanatlarının altında büyütmek, kendi başına sorunuyla baş başa bırakmamak, onun gelişimini engeller. Ona yarar yerine zarar verir. Benlik saygısının tohumları, sorumluluk verilirse gelişir.

Yaşı ve cinsiyeti ne olursa olsun çocuğa ‘önemli olduğunu hissettirmek’, onun gerek kişilik gelişimi, gerekse insan insana ilişkileri açısından etkilidir.

Çocuğun kendisini ‘ben değerliyim’ diye algılayabilmesi ve ‘önemli olduğunu hissedebilmesi’ için, öncelikle yakın çevresinden sosyal kabul görmesine ihtiyaç vardır. Bu ortamın oluşturulması için de çocuğa ‘uygulama olanağı vermek gerekir. Dilediği gibi giyinen, giysisini seçen, dilediği resimleri yapan, yemeğini baskısız bir şekilde yiyen, hareketlerine katı sınırlar getirilmeyen, kişiliğine saygı gösterildiğini gören, ve kendini özgürce ifade edebilen çocuk ‘ben değerliyim’ diye düşünür. Çocuğun önemli ve değerli olduğunu hissetmesi onu yeni atılımlara ve başarılara götürür.

 

Aşırı İyi Anne Baba

Bazı anne ve babalara baktığımızda; çocuklarına karşı o kadar iyi, o kadar iyiler ki çocuklarının her işlerini yapmakta seferber oluyorlar. Sabah kalkışından itibaren, çocuğunu giydirmekten, gömleğinin düğmesini iliklemeye, ayakkabılarını giydirmeye, bağcıklarını bağlamaya, çantasını ve kitaplarını hazırlamaya kadar her işlerini yapıyorlar.

Çocuklarınıza her şeyi hazır olarak vermeyin; yoksa sürekli yardım bekleyen, kendi beceri ve yeteneklerine güvenmeyen bir insan haline gelir.

Bazı anne babalar çocuklarının gözyaşlarına dayanamazlar. Çocukları bir istekte bulunacağı zaman hemen ağlamaya başlar.

Çocuklar bazen bahçede oyun oynarlarken düşer. Hemen etrafına bakar. Çevresinde kendisine yardım edecek, düştüğü yerden kaldıracak bir kimse var mı diye. Eğer etrafındaki birisinin yardımına koştuğunu görürse hemen kendini yere atar ve ağlamaya başlar. Eğer kimse yoksa hemen ayağa kalkar, üstünü çırpar ve gülerek hiçbir şey olmamış gibi oyununa devam eder. Çocuklar düştüğü zaman hemen yardımına koşulmamalıdır. Bırakın düştüğü yerden kendisi kalkmayı öğrensin. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrensin. Çünkü her zaman hayatta bizler çocuklarımızın yanında olamayabiliriz.

 

Hata Yapma Cesareti Geliştirilmelidir

Anne babaların şu inancının olması gerekir: Benim çocuğum kendi başına karar verebilir. O zaman ne yapmalıyım? Çocuğumun kendi başına iş yapmasına izin vermeli, hatta teşvik etmeliyim. Peki ‘kendi başına karar verebilir’, dediğimde bunun çocuğa etkisi ne olur? Kendisine olan özgüveni artar. Bir şeyler yapmak için çabalar. Hata yapmaktan korkmaz. Karşılaşmış olduğu problemleri daha kolay çözebilir. Zorluklar karşısında yılmadan mücadele edebilir. Çünkü hata yapmaya fırsatı vardır.

 

                                                                                                                                 1

Bazı anne babaların ‘Benim çocuğum hata yapmaz’ diye kesin bir yargısı vardır. ‘Benim çocuğum hata yapabilir.’ Diyebilmeliyiz. Böyle bir anlayış olduğunda anne babanın çocuğuyla kuracağı ilişki daha sağlıklı olacaktır.

Her şey tam ve kusursuz olmalı dersek, o zaman çocuk evin içinde bile parmaklarının ucunda yürümeye başlar. Cesareti kırılır. Ya hata yaparsam korkusu, onun girişimciliğini önler ve özgüveni kaybolur.

Hatasız kul olmaz. Biz insanız, hata yaparız, herkes gibi… Hata yapma riskini en aza indirmek isteriz o başka; ama hata yapmaya hepimizin hakkı olmalı.

Çocukları yetiştirirken ‘Benim çocuğum hata yapmamalı’, gibi bir yaklaşım sergilersek o zaman çocuk kendisinin yeteri kadar iyi olmadığını düşünür. Hata yapmamak için hiçbir şey yapmamaya başlar.

Bazı insanlar ilk gördükleri zorlukta pes ederler, geri dönerler. Zaten başarıya ulaşamayan insanların çoğu, başlamadan pes eden, ilk gördükleri zorlukta geri dönen insanlardır. Başarıyı yakalayanlarsa, sonuna kadar mücadele edenlerdir. O başarılı insanlar, çocuğun kendi başına iş yapmasını teşvik eden, onu hata yapsa bile yüreklendiren, anne babaların çocuklarıdır. Bu tip anne babalar da, çok aşırı iyi anne babalardan değil, sorumluluk sahibi, yaptığı davranışın sonucunu düşünen anne ve babalardan çıkar.

İnsan hata yaptığı zaman karşılığında yeni bir şey öğrenir. O işin o şekilde yapılmayacağını öğrenir. Edison’un ampulü keşfinde 2.000 deney yaptığından bahsediliyor. Ama pes etmiyor. Yüzlerce binlerce deney yapıyor ama sonunda başarıyor, ampulü keşfediyor.

 

Sorumluluk Verin

Çocuklarımıza vermiş olduğumuz sorumluluk hissi büyümenin bir parçasıdır. Bu ne demektir? Çocuğumuza ne kadar sorumluluk veriyorsak çocuğumuz da o kadar çok büyüyordur. Ona 18 yaşındayken iş yerinizin anahtarını teslim edebiliyorsanız, çocuğunuz o kadar büyümüş demektir. 25 yaşına geldiği halde hala anahtarı veremiyorsanız çocuğunuz o kadar küçük demektir. Fiziksel olarak değil ama duygu ve düşünce olarak küçüktür ve gelişememiştir.

Dolayısıyla aşırı iyi anne babalar tarafından yetiştirilen çocukların, görev ve sorumluluklarını yerine getiremediklerini görürsünüz. Çünkü küçük yaştan itibaren anne baba çocuğun her işini üstlenir. Kalkmasından giyinmesine, televizyon seyretmesinden yatmasına, hatta ödevlerine kadar her şeyi onlar düşünürler. 15 yaşına geldiğinde de artık bunları çocuğun kendisinin yapması gerektiğine inanırlar. Hadi yap, derler. Elbette çocuk birdenbire buna adapte olamaz. O zaman da anne babalar şöyle der: ‘Çocuğum kazık kadar adam oldun, hala bir baltaya sap olamadın!’

 

Çocuğu Sabah Erken Kaldırmak

Bazı anne babalar çocuklarının erken kalkmasını istemezler. Çocukların daha fazla uyumalarını sağlamayı çocuklarını çok sevmek ve korumak zannederler. Aslında böyle yaparak kendi çocuğumuzu tembelleştirmekteyiz. Anne babası tarafından erken kaldırılmaya alıştırılmayan çocuklar ileriki hayatlarında okul ve işlerinde de aynı tembelliği sürdürmek isterler ve çok sıkıntı yaşarlar. Bırakın çocuklarınız küçük yaşlarda erken kalkmaya alışsın. Şimdi çocuklarınıza kıymıyor, aman biraz daha uyusun diyorsunuz ama ileride sizin yaptığınız bu hatanın bedelini çocuk çok ağır ödüyor. Siz iyilik yaptığınızı, çocuğunuzu çok sevdiğinizi söyleyerek bunları yapıyorsunuz ama iş sonuçta öyle olmuyor. Aksine çocuğa zarar veriyorsunuz. Sabah okula gitmek için erken kalkmaya çocuklarınızı alıştırın. Okula geç kaldıklarında öğretmeni kızar diye öğretmenle görüşmek için gitmeyin. Bırakın okula gitmek

                                                                                                                                 2

için geç kalmasının bedelini kendisi ödesin ki bir daha ki sefere daha dikkatli olacaktır. Kendi hatasının sonucu ile baş başa kalması çocuğun ileride aynı hatayı yapmasını engelleyecektir. Öğretmenden geç kaldığı için azar işitsin ki bir daha işitmemek için erken kalksın.

Nasıl çiğe su verilmediğinde çiçek kurursa, çiçeğe çok aşırı su verildiğinde de çiçek kurur. Hasta daha iyi olsun, daha hızlı iyileşsin diye kullanacağı ilacı şişesiyle verirseniz hasta ölür. İşte çocuklarınıza da sevgiyi, şefkati, merhameti gösterin ama asla aşırıya kaçmayın. Çocuk uykusunu alsın ama belli saatte kendisi kalkma sorumluluğunu da öğrensin.

Anne baba yanında el bebek gül bebek büyüyen kendisine evde hiçbir iş ve sorumluluk yüklenilmeyen, her işini ailenin yaptığı çocuklar ileride üniversiteyi kazanıp da başka bir ilde yalnız kaldığında perişanlık çekmektedir. Her işini gören anne ve baba yanında yoktur. Artık her işini kendi görmek zorundadır. Çamaşır yıkayacak, yemek yapacak, bulaşık yıkayacak, ütü yapacak vs. Bütün bu işleri hiç daha önce yapmamış birinin içine düşeceği zor durumun tek müsebbibi ailesidir. Zamanında kendisi evde bu işlere alıştırılsaydı çok rahat edecekti. Ama şimdi en az dört yıl rezil olacak.

 

Para Harcamada Sorumluluk

Çocuklara yeteri kadar günlük harçlık verilmelidir. Verilen harçlığın miktarı çocuğun yaşına göre ihtiyacını karşılayacak kadar olmalıdır. Çok az verildiği zaman arkadaşları arasında mahcup olabilir. Arkadaşları arasında mahcup olmamak için yanlışlar yapabilir. İhtiyacından çok fazla da harçlık verilmemelidir. İhtiyacından fazla harçlık verildiğinde de çocuk ya parayı lüzumsuz yerlere harcayarak israf eder, ya da sigara gibi kötü alışkanlıklara başlamasına vesile olur. En güzeli orta düzeyde ihtiyacı kadar verilebilir. Bunun yanı sıra çocuğa küçük yaşlarda bir kumbara alarak harçlıklarından artan parayı burada biriktirmesi sağlanarak tasarruf yapmayı, tutumlu olmayı çocuğa öğretebiliriz. Zamanla günlük verilen harçlık haftalığa çıkarılmalıdır. Çocuk böylece parasını düzenli harcamayı öğrenecektir. Elindeki parayı hemen harcayıp bitirmek yerine bir haftaya bölüştürecek ve kısıtlı harcayarak parasını ölçülü kullanmayı yaşayarak öğrenecektir. Her zaman günlük harçlık verilen çocuklarda sorumluluk duygusu gelişmez ve her zaman eline ne kadar para geçerse hemen o gün harcar. Yarın para lazım olacağını, yarının ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını düşünmez. Çünkü küçük yaşlarda ailesi tarafından öyle alıştırılmıştır. Eğer çocuk verilen bir haftalık parayı 2-3 günde lüzumsuz yere harcamışsa bırakın zor durumda kalsın ve yaptığının sonucunu yaşayarak görsün. Her böyle yaptığında aile destek çıkarsa nasıl olsa ailem sıkıştığım yerde imdadıma yetişiyor diye çocuk her zaman sorumsuzca para harcamaya devam edecektir.

Çocuklarla bir yere giderken dolmuş ya da otobüse binmişsek ücreti çocuğa verdirelim. Elektrik su parasını yatırırken yanımızda çocuğumuzu da götürelim parayı çocuk ödesin ve karşılığında makbuz almasını öğrensin. Okula gönderdiğimizde çantasını, kitap ve defterlerin bırakın kendisi taşısın. Sakın anne babalar taşımasın. Daha anaokuluna giderken bile verin çantasını kendine, kendi yükünü götürmeye alışsın. Kısaca hayatın her merhalesine çocuğumuzu küçük yaşta katarak yaşayarak hayatı öğrenmesini sağlamalıyız. Hayatın sorumluluklarını küçük yaşlardan itibaren azar azar çocukların sırtına yüklemeliyiz.

Kelebek hikayesi

 

Her Şeyi Kontrol Altında Tutmaya Çalışmayın

Bazı anne babalar çocuklarının her yaptıklarını bilmek isterler. Ta ki çocuk yanlış yaptığı an, hemen yanında olsun. Tabi her yaptığını bilmesi için anne baba çocukta ne isteyecektir? Sadece kendi komutlarıyla hareket etmesini isteyecektir.

                                                                                                                                 3

‘Otur çocuğum’, otursun! ‘Kalk çocuğum’, kalksın! ‘Yürü çocuğum’, yürüsün! ‘Nefes al çocuğum’, nefes alsın! Bu tarz anne babalar çocuğun her an her yerde kendisine ihtiyacı olduğunu düşünürler ve çok aşırı korurlar.

Cam bir eşyayı çocuk kaldırıyor. ‘Aman çocuğum dikkat et, kırmadan götür.’ Peki çocuk onun cam olduğunu ve yere düşünce kırılacağını bilmiyor mu? Biliyor. O zaman ne gerek var söylemeye?

Anne baba çocuğun her şeyine karışırken aslında iyi niyetle yola çıkıyor. Bunun çocuktaki etkisi bu tutumun çocuğa kazandırdığı ne? Sürekli yaptığına karışılan çocuk, artık karşı çıkmaya başlıyor. ‘Hayır, istemiyorum’, diyerek direnç gösterebiliyor. Siz onun zorlukları kolay atlatmasını ve kötülüklerden korunmasını istiyorsunuz. Ancak sonuç istediğiniz gibi olmuyor. Hatta çocuk, kontrolden uzaklaşmak için zor durumda kaldığında kaçıyor, yalan söylüyor, çalıyor. En önemlisi çocukta özgüven gelişmiyor. Bunun en önemli sebebi, anne babanın aşırı kontrol isteği…

Kontrol etmeyelim mi? Edelim. Ama yeteri kadar, aşırı gitmeyelim. Her şeyin bir ortası, bir denge noktası olmalıdır.

 

Her gün bir yerden göçmek ne iyi.

Her gün bir yere konmak ne güzel.

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.

Dünle beraber gitti, cancağızım.

Ne kadar söz varsa düne ait.

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

 

10 yaşında kızınız kahve yapabiliyor mu? Hayır yapamıyor, çünkü biz onu üstüne başına döker diye mutfağa bile sokmuyoruz.

 

Çocukta Özgüvenin oluşmasını Neler Engeller

 

1-Çok Yüksek Beklentiler

Çocuklardan çok yüksek beklentiler içine girdiğimizde, istediğimiz davranışları anında göremediğimizden bu, çocukları bir kenara itmemize sebep olabilir. Onları kendine güvensiz hale getirebilir.

‘Benim çocuğum her zaman birinci olmalı.’ ‘Benim çocuğum artık bir şeyi söyletmeden hemen yapmalı.’ ‘Lavaboda saatlerce suyla oynamamalı.’ ‘Yaptığı her işi çok güzel yapmalı.’ ‘Çok güzel resim yapmalı, derslerinde çok iyi olmalı.’ ‘El becerileri çok iyi olmalı.’ ‘Ev işlerinde bana yardımcı olmalı.’ ‘Düzenli, disiplinli olmalı.’ vb…

Ama bir düşünün. Sizin evinizde bir robot mu var? Çocuk her şeyi mükemmel ve eksiksiz yapacak bir makine midir? Eğer öyle olsa yani çocuk eksiksiz ve kusursuz olsa, sizler anne baba olmanın, onlara bir şeyler öğretmenin keyfini nasıl yaşayacaksınız?

Çocuğun eksiklerini gidermekte, onları eğitmek ve yetiştirmekte aslında anne baba için büyük keyif vardır. Öğretmenin ayrı bir hazzı ve heyecanı vardır. Ama nedense sizler bu tatlı heyecanı çok fazla yaşamak istemezsiniz. Halbuki çocukların o gelişimlerini ve değişimlerini görmek, hatalardan vazgeçip güzelliklere yöneldiklerini izlemek anne baba için en büyük keyif olmalıdır.

 

 

 

 

 

                                                                                                                                 4

2-Olumsuz Beklentiler

Çocuğunuza yapması için bir iş veriyorsunuz ama çocuğunuzun o işi yapmasının mümkün olmadığını düşünüyorsanız bu olumsuz beklentidir. Bu düşüncede iseniz o çocuk zaten o işi yapamaz. Çünkü olumsuz bir beklenti içindesiniz. Halbuki gerçekten onun yapacağına inanırsanız ve çocuğunuza bunu hissettirirseniz, çocuğunuz elinden geleni yapacak ve o işi başarmaya gayret edecektir.

 

 

3-Çifte Standartlar

Birçok anne ve baba kendilerinin değişik hak ve ayrıcalıklara sahip olduklarına inanırlar. Ama bu hak ve ayrıcalıkların çocuklarında da olmasını kabul etmezler. Anne baba olarak çocuklarınızdan doğru davranışlar istiyorsanız öncelikle sizler yapmalısınız ki, çocuklarınız da söylemeksizin o davranışı rahatlıkla yapsınlar. Çünkü çocuk, anne ve babada ne görürse onu yapacaktır.

Eve geldiğinizde ne yapıyorsunuz? Gözlerinizi kapatıp bir düşünün. Eve geldiğinizde televizyonu açarsınız. Daha sonra çocuğunuzla konuşursunuz; televizyon açıkken… Eşinizle konuşursunuz; televizyon açıkken… Telefonla görüşürsünüz; telefon açıkken. Her halükarda televizyon açıkken iş yaparsınız. Sonrasında dersiniz ki ‘Çocuğum ben televizyon seyrediyorum ama sen seyretme!’ Böyle bir şey olabilir mi? Madem çocuklardan bazı beklentilerimiz var, o zaman onlarla ilgili çifte standartlarda bulunmamalıyız.

Anne baba çocuklarının istedikleri şekilde olmasını isterler. Ancak çocuk; istediğin gibi değil, yetiştirdiğin gibi olur. Çocuk, anne babanın davranışlarını model alarak davranışlarını düzenler. Burada dikkat edilmesi gereken nokta çocuk bizim söylediklerimizden çok yaptıklarımızı örnek alır.

 

Özgüveni Geliştiren Etkenler

 

1-Geniş Bir Mekân

Çocukların rahat oyun imkânına kavuşturulması. Eskisi gibi bahçeli büyük evlerimiz yok. Artık apartman dairelerinde yaşıyoruz. Çocuğunuz zamanının büyük bir bölümünü evde geçirmek durumunda kalıyor. Buna karşılık sizler evinizin en büyük odalarını misafirlere ayırır ve misafir salonu olarak kullanırsınız. Oysa evinize ayda kaç defa misafir gelmektedir… Misafir gelecek ve o odayı düzenli görecek diye o salon her zaman temiz ve düzenli ancak çocuklarınızın girmemesi için de daima kapalı tutulur.

Çocuklara genelde evin en küçük odası verilir. Oysa çocukların zihin kabiliyetlerinin gelişmesi, hareketlerinin taşkın ve kısıtlı olmaması için çocuklara evde mümkün oldukça büyük odalar verilmelidir. Çocuk kendi küçücük odasında kalmak zorunda olduğundan, dar kalıplar içinde kalmak zorunda olmasından veya bilgisayar ve televizyonun başında kilitlenip kalmasından dolayı (aşırı hareketli, asosyal, içe kapanıklık gibi) bazı problemler ortaya çıkmaya başlar.

Misafir salonlarımızı çocuklarımıza açmalıyız. Belki orada cam eşyalarınız, vazolarınız, süslü işlemeleriniz, olduğunu düşüneceksiniz. Onların zarar görmesini istemeyeceksiniz. O tür eşyaları yukarıya, çocukların ulaşamayacağı bir yere kaldırabiliriz. Misafir salonunda uzandığı hiçbir şey için çocuğa ‘elleme, dokunma, zıplama’ dememeliyiz.

Araştırma ve istatistiklere göre bir çocuk, 18 yaşına gelinceye kadar ortalama148.000 defa anne babanın ‘hayır, yapma, elleme, dokunma…’ gibi sözlerini duyuyor. Böyle olunca da çocukta büyüyünce ‘yapamama’, ‘edememe’, özellikleri gelişiyor ve kendine güvenini yitiriyor.

                                                                                                                                 5

Bir çocuğa 148.000 defa olumsuz kelimelerle seslenilirse, o çocuğun kendine güvenmesi, özgüven sahibi olabilmesi ve sorumluluk duygusunu alabilmesi herhalde zor bir iş olur.

  

2-Çocukları Oldukları Gibi Kabul Etmek

Çocukları olmaları gerektiği gibi değil, oldukları gibi kabul etmeliyiz.

Bir anne düşünün. Çocuğunun çok başarılı, çok akıllı, çok düzenli ve çok disiplinli olmasını istiyor. ‘Çocuğum bak pantolonunu özenerek ütüledim. Lütfen bu pantolonunu akşama kadar kırıştırmadan, kirletmeden getir. Yoksa anneni çok üzersin.’ ‘Misafirler geldiğinde uslu uslu otur.’ ‘Derslerine iyi çalış, okula geldiğimde senin hakkında kötü bir şey duymayayım.’ Hep böyle mükemmeliyetçi bir düşünce ve beklenti ile çocuğunun daima mükemmel ve kusursuz olmasını istiyor. Şimdi bu çocuğun büyüyünce nasıl olacağını düşünelim.

Sokakta tozun toprağın içerisinde oynayan bir çocuk… Burnunda sümükler… Annesi çocuğu karşıdan görüyor. ‘Çocuğum, yavrum’ diyor. Ne burnunun sümüğüne, ne üstünün tozuna bakmadan ona sevgiyle sarılıyor. Onların hiçbirini görmüyor, eleştirmiyor ve olduğu gibi kabul ederek ona sarılıyor.

Şimdi şöyle bir soru soralım: Bu çocuk 20 yaşına geldiğinde, kendine güvenememe, sevgi eksikliğinden doğan psikolojik, duygusal sorunlar yaşar mı? Büyük ihtimalle başka etkenler olmadığı müddetçe böyle kişilik sorunları yaşamaz. Çünkü annesi onu olduğu gibi kabul etmiş. Kirine, tozuna, sümüğüne, elbisesinin ütüsüz, dağınık olmasına rağmen kabul etmiş. Bu çocuk son derece kendine güvenen, kendinden emin, sorumluluk duygusu gelişmiş bir çocuk olarak büyüyebilir.

Ama diğer çocuk?... Her an denetlenen, belli koşulları gerçekleştirdiğinde sevgi gören, her an davranışları kontrol altına alınan bu çocuk, ilerleyen yaşlarda artık, kişilik bozuklukları içerisine girmeye başlayacaktır. Çocukta bazı tikler, saplantılar oluşmaya başlayacaktır.

Çocuklarınızı öncelikle olduğu gibi kabul edin. Sonrasında gelişmeleri için elinizden gelen her türlü gayreti gösterin. Çocuk mutlu olduğunda zaten başarıyı yakalayacaktır.

Mutlu çocuklar başarıyı yakalayabilir. Ama her başarılı çocuk mutlu olmayabilir.

Okul başarısı yüksek öğrencilerin çoğu meslek hayatında aynı başarıyı gösteremeyebiliyor. Meslek hayatında başarılı olanların da ekserisi, aile hayatında başarısız kalabiliyor. Bunda aile eğitiminin büyük payı var. Çocuklar iyi bir insan olmaya değil, yüksek makam sahibi olmaya şartlandırılıyorlar. Sevgisiz büyüyen çocuklar, sevmeyi öğrenemiyorlar. Okuyan gençlerin çoğu ailelerine ekonomik yönden bağlı, duygusal olarak kopmuş vaziyetteler. Bir iş ve makam sahibi olup ekonomik bağımsızlığa kavuştukları vakit ailelerini unutuyorlar. Huzurevlerindeki yaşlılarla konuşulduğu zaman çokları makam ve mevki sahibi çocukları olduğunu, kendilerini arayıp sormadıklarını söylüyorlar. ‘Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim, okutup makam sahibi yaptım, sonuç bu mu olmalıydı?’ diyorlar. Doğru, sonuç bu olmamalıydı. Ancak ne ekerseniz onu biçersiniz. Eğer çocuğunuzun okul başarısına gösterdiğiniz titizliği ruh sağlığına da gösterseydiniz sonuç böyle olmayabilirdi.

Ey çocuğum mükemmel olsun diye aşırı hırslanan ve çocuğun gösterdiği güzel davranışlara kanaat etmeyen anne baba! Nice çocuklar var, okula bile gidemiyorlar, elleri ayakları yok, tedavisi olmayan hastalıklara yakalanmışlar. Senin çocuğun zaten doğuştan güzel özelliklere sahip.

 

3- Çocukların Güzel Yanlarını Keşfetmek

Anne ve babanın çocuktaki olumsuz, hatalı ve eksik davranışları görmek yerine, onun güzel davranışlarını görmeleri ve davranışlarının devamı için onları desteklemeleri gerekir.

                                                                                                                                 6

Bizler, genelde insanlardaki eksikliklere yönelmişiz. O insanlardaki eksik ve yanlışları görmeye gayret ediyoruz.

Halbuki bunun yerine çocuklarımızdaki güzelliklere yoğunlaşsak, onlardaki güzel ve olumlu davranışları görmeye çalışsak, çok daha farklı şeyler ortaya çıkacaktır.

Anneler çocukları şöyle korkuturlar: ‘Akşam baban eve gelsin, görürsün… Bu yaptıklarını söyleyeceğim…’ Acaba aramızda kaç anne var merak ediyorum: Akşam babası eve geldiğinde çocuğun güzelliklerinden bahseden? ‘Aferin benim çocuğum şu güzel şeyleri yaptı. Hadi babası sen de bir aferin de’ diyen.

Anneler, sizler bir hafta boyunca, çocuklarınızdaki sadece güzel davranışları görmeye çalışın ve takdir edin. Göreceksiniz ki bu denemelerde karşı tarafta çok olumlu hızlı gelişmeler olacaktır.

 

4-Çocuklarınıza Güvenmelisiniz

Çocuklarınıza güvenmelisiniz ki onlar da kendilerine güvenebilsinler.

Yıl 1432. Sultan II. Murat’ın bir oğlu II. Mehmet Dünyaya gelir. Mehmet 12 yaşına geldiğinde Sultan Murat Tahttan fedakârlıkta bulunur ve çekilir. Oğluna ‘Artık Osmanlı Devletini sen yönet. Devletin başına geç, tahta otur’ diyor. O sıralar Osmanlı Devleti 900.000 Km2 yani bugünkü Türkiye topraklarından daha büyük topraklara sahip bir ülke…

Bu hadise oğluna duyduğu güvenin büyüklüğü açısından çok önemlidir. Baba o 12 yaşında iken tahtı bırakıp gidiyor. O zaman için II. Mehmet buna tamam diyor. Devletin başına geçiyor. Bunu duyan haçlılar bir orduyla Osmanlı Devletinin üzerine yürümeye karar veriyorlar. Çünkü tecrübeli bir padişahın arkasından, tecrübesiz bir çocuk tahta geçmiştir. Bunun üzerine Paşalar ve vezirler telaşa düşüyor. II: Mehmet babası II. Murat’ı bir elçi vasıtasıyla haber gönderiyor. ‘Babacığım, benim için bu kadar padişahlık yeterli. Sen artık gel’ diyor.

Ama II. Murat’ın cevabı ilginçtir. O, ‘Oğlum padişah sensin. Orduların başında da sen olacaksın. Düşmanla da sen savaşacaksın. Ben artık tahtı tamamen sana bıraktım. Ben gelmeyeceğim’ demekte ve kendi hayatına devam etmektedir…

II. Mehmet’i Fatih olma yoluna götüren babanın oğluna duyduğu güvendir.

II. Mehmet, babasının bu cevabına çok şaşırmış ve işte o zaman işin farkına varmıştır. Diyor ki: ‘Babam oyun oynamıyormuş. Gerçekten bu devleti bana bırakmış. Gerçekten benim ülkeyi yönetebileceğime, benim zekâma, benim yeteneklerime güvenmiş.’ Ondan sonra babasına güçlü bir mantık içeren meşhur mektubunu yazıyor: ‘Babacığım. Eğer padişah siz iseniz, geliniz orduların başına geçin…’

Babası II. Murat’ın vefatı üzerine, Fatih Sultan Mehmet 19 yaşında iken tekrar tahta geçmiştir. Gemileri karadan yürüterek 21 yaşında İstanbul’u fethediyor. Fatih 30 yıllık padişahlığı döneminde 900.000 km2 olan ülke topraklarını 2.250.000 km2’ye yükseltiyor. Aradan yüzyıllar geçtiği halde biz hala ondan bahsediyoruz. Onu Fatih Sultan Mehmet yapan elbette pek çok faktör vardır. Annesi, hocaları, doğuştan gelen kabiliyetleri… Ama bunların hepsini perçinleyen babasının ona olan güvenidir.

Deha, imkânsızda mümkünü görebilmektir. Gemilerin karadan da yürütülebileceğini düşünmek, Mehmetlerden birini Fatih yapar.

Acaba bizler çocuklarımıza ne kadar güveniyoruz. Bakkala ekmek almaya gönderiyoruz. Arkasından bakmak gereği duyuyoruz. Başına bir şey gelmesin diye…

Duvara çivi çakacak. Arkasında hazır bekliyoruz. Aman düşmesin, eline vurmasın diye. Bizler çocuklarımıza gerçek manada güvenmedikçe, onları yüreklendirmedikçe onların da kendine güvenmesi çok zordur. Böyle davranmaya devam ettiğimizde, gelecekte büyük adam olmasını, çok büyük işler yapmasını beklemek fazla iyimserlik olur.

                                                                                                                                 7

Sizler 12 yaşında çocuğuna şirketinizi bırakıp gidebilir misiniz? Bırakın şirketinizi ona bırakmayı, o yaştaki çocuğunuzu evde yalnız başına bırakıp gitmekte bile zorluk çekiyorsunuz. 12 yaşında evde bırakıp gitmekten korktuğumuz çocuğumuz, istiyoruz ki büyüyünce dünyayı değiştirecek bir insan olsun. Büyük işler yapsın, çok para kazansın, kitleleri peşinden sürüklesin… Halbuki büyük adam olabilmesi için bizim ona yaşına uygun görev ve sorumluluklar yüklememiz gerekiyor.

Ebeveynlik, sadece olduğunuz bir şey değil, yapmanız gereken bir görevinizdir. Anne-baba olmak, eylemi gerektirir. Ebeveynlik; Yaşam, ilişkiler, dürüstlük ve saygı gibi konularda çocuğunuzun neleri bilmesi gerektiğine karar vermenizi de içerir. Kendi kişisel karakterlerini oluştururken çocuklarımıza belli konularda yardım etmeyi kapsar. Anne baba olmak, çocuğumuza nasıl bağımsız ve sorumluluk sahibi iyi insan olacağı hususunda örnek olmayı gerektirir.

İnsanlığa hizmet eden, huzurlu bir dünya ve aile için sağlıklı nesillere ihtiyaç vardır, bunun için de kadınlarımıza çok büyük görevler düşünmektedir. Kadınlarımız çocuklarının elbiselerinin temizliğine gösterdikleri özenden daha çok kalplerinin temizliğine, çocukların karınlarını doyurmaya gösterdikleri özenden daha fazlasını kafalarını doyurmaya özen göstermek zorundadır, aksi halde çocuklarımız bir canavar olarak yetişecektir.

Her kadın ve erkek bir başka kadının eseridir, kadın anadır, kadını da erkeği de insan gibi yetiştirme sorumluluğu kadına aittir, onun için kadınımızın daha fazla okuması, daha fazla düşünmesi, yaşadığı dünyaya tanıklık etmesi gere kir. Eğer kadınlık ve analık görevlerini yerine getirmezler ise çocukları adam gibi yetirmez. Bu ise kendi başlarına hem de toplumun başına bela sarar.

Çoğu anne-baba, çocuklarını yetiştirme hususunda gerçekten en iyisini yapmak isterler. Onları ihmal etmeye ya da onları incitmeye kalkışmazlar. Oysa pek çok anne-baba için ebeveynlik, günlük işlerinin arasında ikinci sıraya alır, çoğunlukla problemler ortaya çıktığında onlarla ilgilenmeye başlar. Örneğin çoğu insan iş hayatındaki amaçlarım, emekliliğini, arabasını ne zaman değiştireceğinin planlarını ... sayabilir, ama çocuğunun sağlıklı ve mutlu yetişmesi için, ne yaptığını, kendisini ve Çocuğunu geliştirmesi için ne gibi planlar yaptığını söyleyemeyecektir. Veya fiziksel olarak tüm günü çocuklarıyla birlikte geçirdikleri halde zihinsel olarak çocuklarından kilometrelerce ayrı, hiçbir şeyi paylaşmayan, emir vermek ve kuru nasihatten başka çocuk ile hiçbir şey konuşmayan bir ebeveynler görürüz. Oysa; çocukların, hayatı anne babaları ile birlikte aktif bir şekilde yaşayarak tanımaya ihtiyaçları vardır. Bu nedenle çocuğunuzla konuşun, çocuğunuzla birlikte iş yaparak paylaşın. Bir Problemi halletmeye giderken çocuğunuzu da götürerek problem çözmeyi öğretin, çocuğunuzun duygu ve bedeni ile birlikte olun.

 


 
 

 
 
 
 

 

 

 
  2021 © Öğder Adana. Tüm Hakları Saklıdır.   Son Güncelleme Tarihi: 13.03.2019Tasarım & Kodlama: TekD Web Tasarımı ve İnternet Hizmetleri